Home Haber Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Duran, STRATCOM Zirvesi’nde Konuştu Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Duran, STRATCOM Zirvesi’nde Konuştu Haber Mehmet Karaman 27 Mart 2026 comments off İletişim Başkanı Duran, İstanbul’da düzenlenen “STRATCOM Zirvesi 2026” programında konuştu. İletişim Başkanı Duran’ın açıklamalarından öne çıkan başlıklar: Dünyanın dört bir tarafından liderleri, politika yapıcıları, uzmanları, akademisyenleri ve kanaat önderlerini ağırlayan “Uluslararası Stratejik İletişim Zirvesi STRATCOM 2026″ya hoş geldiniz, safalar getirdiniz. Beşincisini düzenlediğimiz bu zirvede sizlerle bir araya gelmek bizler için büyük bir iftihar vesilesidir. Uluslararası bir marka hâline gelen STRATCOM’un bu yıl da yoğun bir teveccühe mazhar olmasından duyduğum memnuniyeti özellikle ifade ederek başlamak isterim. Zirve kapsamında düzenlediğimiz panellerde, stratejik iletişim alanındaki güncel meseleleri küresel gündemle birlikte ele alacak, kapsamlı fikir teatisinde bulunacağız. Bu yıl zirvemizi, zamanın ruhunu yansıtan güçlü bir tema etrafında gerçekleştiriyoruz: “Uluslararası Sistemde Kırılma: Krizler, Anlatılar ve Düzen Arayışı.” Bu temadan anlaşılacağı üzere burada; hem stratejik iletişimin teknik boyutlarını, hem de uluslararası sistemin içinde bulunduğu çok boyutlu krizleri ve bu krizleri derinleştiren anlatıları geniş bir çerçevede ele alacağız. Bilindiği üzere, İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan uluslararası düzenin aşınma sürecini artık geride bırakmış bulunuyoruz.Bu sürecin ardından, henüz tam olarak ne şekil alacağını bilmediğimiz yeni bir dünyaya giriyoruz. Wallerstein’in o meşhur ifadesiyle, “bildiğimiz dünyanın sonundayız.” Bir zamanlar daha çok akademik öngörülerde ve fütüristtik anlatılarda yer bulan bu dönüşüm, bugün artık somut bir gerçeklik olarak hepimizin önündedir. Bugünün dünyasında belirsizliğin ve güvensizliğin hâkim olduğu, çifte standardın ise artık gizlenemeyecek ölçüde görünür hâle geldiği bir evredeyiz. Bu tablo, yalnızca geçici bir dalgalanmaya değil, daha derin ve yapısal bir dönüşüme işaret ediyor. Gramsci’nin işaret ettiği “canavarlar”, bugün askeri, ekonomik ve teknolojik araçları seferber ederek en basit çıkarlarını dahi hiçbir apolojik gerekçeye ihtiyaç duymadan elde etmeye yönelmektedir. Bu eğilimin doğal bir sonucu olarak, uluslararası sistemde uzlaşı ve diplomasi giderek geri plana atılmakta; güç kullanımı ise birincil araç hâline gelmektedir. Artık bu aktörler, uyuşmazlıklarını savaşarak çözmeyi; iç meselelerini ise silahlı bastırma yöntemleriyle yönetmeyi tercih etmektedir. Güvenlik anlayışı da aynı doğrultuda sertleşmiş; tehdit söylemleri, önleyici savaş doktrinleri ve sürekli kriz üretimi bu yaklaşımın temel araçları hâline gelmiştir. Bu dönüşümün en çarpıcı yansıması ise normlar ve değerler alanında görülmektedir. İkinci Dünya Savaşı sonrasında “bir daha asla” denilen soykırımların bugün adeta canlı yayınlarda gerçekleştiği; güç kullanarak toprak kazanma girişimlerinin ise açıkça ve pervasızca dile getirildiği bir dönemdeyiz. Bu tablo, çifte standardı sistematik biçimde uygulayan bir grup ülkenin, iddia ettikleri ahlaki üstünlüğü aşındırmakla kalmayıp büyük ölçüde yitirmesine yol açmıştır. Aynı ülkeler, kendi sınırları içinde İslamofobik ve ırkçı söylemleri sıradanlaştırarak bu çelişkiyi daha da derinleştirmektedir. Bu çelişkili ve sertleşen ortam, yalnızca küresel düzeyde değil, bölgesel dinamiklerde de yıkıcı etkiler üretmektedir. Bölgesel destabilizatör aktörler bulundukları coğrafyalarda hayatı tüm taraflar için zehirlerken; bir kanser hücresi gibi yönsüz, hedefi belirsiz ve sonu olmayan saldırgan politikaları “yeni stratejik denklem” olarak sunmaya çalışmaktadır. Bu durum, mevcut istikrarsızlığı derinleştirmenin ötesinde, geleceğe dair belirsizliği de kalıcı hâle getirmektedir. Gazze’de yaşananlar bunun en çarpıcı örneğidir. İsrail’

